Kadın olmak suç mu?

İpek YALÇIN 24 Temmuz 2020 Cuma, 10:04

8 yıl bilfiil başkanlık ve yönetim kurulunda çalıştığım   ve 11 yıldır üyesi olduğum sivil toplum kuruluşunda  hep kadınların güçlü olduğunu ve kadınlar olmadan güçlü bir toplum olamayacağımızı savundum. Nüfusun  % 50 'sini oluşturan kadınların ekonomi ve siyasette de söz sahibi olmaları için savunucu oldum .

Ancak son zamanlarda gerçekten ülkemizde kadın olmanın suç olduğunu düşünmeye başladım .

Cinayetler, mobing, saldırılar,  siyasi ve ideoloji farketmeden tüm saldırıların kadın üzerinden yapılması kabul edilebilir bir durum değil. Bu yazıyı da son kadın cinayeti sonrası içimdekileri dökmek için kaleme aldım. Sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlar, gencecik bir can üzerinden yapılan yorumları anlamakta zorlanıyorum.

21. yüzyılda hala bunları konuşuyor olmak gerçekten utanç verici. Çalıştığım için çok fazla TV programı seyrettiğim söylenemez ancak bu Pandemi döneminde; kısa bir süre de olsa denk geldiğimde yetiştiğim çevre için şükredip aileme birkez daha eğitime verdikleri önem için teşekkür ettim.

Maalesef tüm bu sorunların çözümü eğitim. İlk eğitim ailede başlıyor.  Bu neden ile bebeklikten başlayarak cinsiyet ayrımına yol açacak her türlü hareket ve davranışı sonlandırmamız gerekli. Erkek oyuncağı, kız gibi ağlama,adam gibi davran örneklerinde olduğu gibi çocuklarımıza küçüklükten itibaren roller atayan bizleriz maalesef. Kızlarımız bir prenses olup bir prens tarafından kurtarılmayı beklemediği gibi , oğullarımız da devamlı güçlü olup , hiç sızlanmadan ağlamadan hep kurtarıcı olmak zorunda değiller.

Ailedeki eğitim sonrası okul dönemindeki eğitim de çok önemli. Okullarımızda cinsiyet ayrımcılığını önleyecek derslerin  verilmesi gerekli. Bilim adamı değil bilim insanlarımızı yetiştirmeliyiz.

Diğer sorumlu bir taraf ise medyamız. Töre cinayetlerinin bolca işlendiği diziler, yasak ilişkiler, zengin oğlan fakir kız olgusu ile devamlı özenti içinde olup o hayatları yaşamak isteyen kız/erkekler , içinde devamlı şiddetin geçtiği programlar kesinlik ile yasaklanmalı. Bu da bizi tekrar aynı yere getiriyor. "Eğitim".  İnsanlarımızın ülkesinde yaşadığı olaylardan haberdar olmasını , ekonomiye duyarlı olmasını , zevk aldığı ne olursa olsun bir meşgalesinin olması sağlanmalı.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ nedir?

Şikayet etmek veya her kadın cinayeti sonrası " yeter" demek maalesef yeterli değil. Bu konunun çözümüne yönelik adımların bireysel, devlet ve STK tarafından atılması gerekli. Dediğim gibi önce eğitim şart ama sonrasında da  hukuksal boyutta önlem alınmalı.Şu an herkesin dilinde olan İstanbul Sözleşmesi nedir ve işe yarar mı?

İstanbul Sözleşmesi, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin olarak; kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet konularında temel standartları ve devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini belirleyen bir uluslararası insan hakları sözleşmesidir..  Avrupa Konseyi tarafından desteklenmektedir ve Avrupa Devletleri'ni hukukî olarak bağlar. 11 Mayıs 2011'de İstanbul'da imzaya açılmış olması nedeniyle kısaca "İstanbul Sözleşmesi" olarak bilinir. 2014 yılında yürürlüğe girmiştir. Temmuz 2020 itibariyle 46 ülke ve Avrupa Birliği tarafından imzalanmış, imzacı ülkelerin 32'sinde onaylanmıştır.12 Mart 2012'de ilk imzacı Türkiye olmuştur.

Sözleşmenin dört ANA başlığı özetlemek gerekir ise;

-              Kadına yönelik şiddeti destekleyen cinsiyetçi tutum ve davranışları değiştirerek şiddeti önlemek

-              Şiddet mağdurlarının korunması

-              Suçluluların cezalandırılması

-              Mücadele alanında ülke çapında etkin, bütüncül politikaların hayata geçirilmesi

Hangi kültür, eğitim, gelir düzeyi, statü ve siyasi görüşe sahip olursak olalım  kadına yönelik tüm şiddete erkek- kadın ayırt etmeden karşı çıkmalıyız. Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddet konusunda elimizdeki en önemli araçlardan biridir.  Umarım bugünden sonra kadınların ölümü ile ağlayıp isyan etmek yerine başarıları ile gurur duyup alkışlayacağımız günler yaşarız.

İpek YALÇIN