Bir okulun koridorunda yankılanan silah sesi… sonrasında ülkece içimizi yakan büyük bir acı…
Ardında sadece kayıplar değil, cevapsız kalan bir soru bıraktı:
“Bu noktaya nasıl geldik?”
İnsanoğlu genellikle cevabı dışarıda arar. Sistemde, güvenlikte, eğitime, izlenen filmlerde, arkadaş çevresinde vs vs.
Elbette cevapta bunların hepsinden biraz biraz var ama, bazı hikâyeler çok daha önce, çok daha sessiz başlar.
Bir evin içinde.
Liderlik dediğimiz kavramı çoğu zaman şirketlerle, unvanlarla, ilişkilendiriyoruz.
Oysa en kritik liderlik rolü, hiçbir kartvizitte olmayan anne babalıkta.
Çünkü bir çocuk, dünyayı önce evinde tanır. Duygularını orada tanımlar, öfkesini orada öğrenir. Susmaya da konuşmaya da orada başlar.
Ve en önemlisi…
Görülüp görülmediğine orada karar verir.
Bugün yaşanan şiddet olaylarına baktığımızda, karşımıza sadece “kontrolsüz bir an” çıkmıyor.
Çoğu zaman birikmiş duygular, bastırılmış öfke, anlaşılmamış bir iç dünya çıkıyor.
İşte tam bu noktada “evde liderlik” devreye giriyor.
Gerçek liderlik, sadece kurallar koymak değildir. Gerçek liderlik, çocuğun duygusunu taşıyabilmektir.
Bir çocuk “kötüyüm” demediğinde bile bunu fark edebilmek.
Sessizliğin içindeki çığlığı duyabilmek, başarı kadar kırılganlığı da konuşabilmek.
Bugünün ebeveynler çocuklarımız için çok uğraşıyoruz, hepimiz elimizden gelenin en iyisini yapmak için sonsuz bir çaba içindeyiz.
İyi okulları, doğru kariyerleri, yabancı dilleri…
Ama çoğu zaman en kritik beceride eksik kalıyoruz. Sanırım evlatlarımızın duygularını doğru okuyamıyoruz.
Oysa duygusunu yönetemeyen bir birey, hayatını da yönetemiyor.
Ve yönetilemeyen duygular, bir gün mutlaka bir yerden taşıyor.
Belki bir öfke patlamasıyla…
Belki bir sessizlikle…
Belki de geri dönüşü olmayan bir eylemle.
Evde liderlik, mükemmel çocuk yetiştirmek değildir. Evde liderlik, “insan” yetiştirmektir.
Hata yapabilen, duygusunu ifade edebilen, reddedildiğinde yıkılmayan, öfkelendiğinde zarar vermeyen bir insan…
Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Çocuklarımız bizden korkuyor mu, yoksa bize güveniyor mu?”
Çünkü korku itaat getirir, ama güven karakter inşa eder. Ve karakter, kriz anında ortaya çıkar.
Bir okulda yaşanan trajedi, sadece bir güvenlik açığı değildir.
Aynı zamanda bize şunu hatırlatan acı bir aynadır: Görmediğimiz her duygu, büyüyerek harekete geçer.
Belki de artık başarıyı değil, duyguları, notları değil, hisleri sorma zamanı.
“Bugün nasılsın?” deme zamanı.
Çünkü güçlü toplumlar, güçlü bireylerden oluşur.
Güçlü bireyler ise, güçlü liderler tarafından yetiştirilir.
Ve o liderler… Bir evin içinde, anne ya da baba olarak hayatımıza dokunur.