Bir iş adamının kurduğu hayal, bugün yerel, ulusal ve uluslararası 63 firmanın ürünleriyle destek verdiği, 18 gönüllünün emek koyduğu örnek bir dayanışma modeline dönüştü. Onur Özkul'un kurduğu Yemek ve Ötesi Projesi, gastronomiyi sosyal faydayla buluştururken, Anadolu'nun köklü değerlerinden biri olan imece kültürünü günümüz koşullarında yeniden yorumluyor.

Her çarşamba kurulan sofrada yalnızca yemek servis edilmiyor; gönüllülük, paylaşım ve dayanışma da aynı masada buluşuyor. Bugüne kadar lösemiyle mücadele eden çocukların tedavilerine katkı sağlamak amacıyla 20 milyon liranın üzerinde kaynak yaratan proje, iyi planlanmış bir fikrin nasıl büyük bir iyilik hareketine dönüşebileceğinin güçlü bir örneği olarak dikkat çekiyor.
Yemek ve Ötesi'nin kurucusu Onur Özkul ile aileden gelen değerleri, iyiliği neden bir sisteme dönüştürmek istediğini ve dünyanın en pahalı tadım menüsüne uzanan sıra dışı yolculuğunu konuştuk.
Onur Özkul kimdir? Nasıl bir aileden geliyorsunuz önce ordan başlayalım.
Ben 1978 yılında Balıkesir'de doğdum. Benden önce 3 kuşaktır sanayicilik yapan bir ailenin 4. nesil üyesiyim. Üniversite eğitimim vesilesiyle 1996 yılında Bursa'ya geldim ve o zamandan beri de burada yaşıyorum. Bakıldığı zaman ömrümün daha büyük bölümünü Bursa'da yaşadım.
Bursa'da ekonomi eğitimini aldım, üzerine liderlik, işletme, üretim yönetimi ve pazarlama ile iç mimarlık eğitimlerini aldım.
Okurken çalışıyor, çalışırken de hep okuyordum. İş ve eğitim hayatımı hep bir arada götürdüm. Üniversitede okurken 1996'da ilk olarak reklamcılık şirketinde çalıştım. 4 farklı şirkette çalıştıktan sonra 2000 yılında kendimize ait Kula Firması'nın ürünlerini Bursa'da pazarlama faaliyeti başlattım.Yaklaşık bir 10 sene de bu işi yürüttüm, ardından yurtdışı eğitimlerim sebebiyle işlerime ara verdim. Döndükten sonra da yine ailemizin ortağı olduğu Bupiliç Firması'nda İcra Kurulu Başkanlığı görevini sürdürüyorum.Dünyalar güzeli 6,5 yaşında bir prensesim var.
Nasıl bir ailede yetiştiniz, nasıl tarif edersiniz?
Aile kavramının çok geniş olduğu bir ailede yetiştim. Hem baba hem anne tarafı içiçe olan, aile ilişkilerinin önemli olduğu, örfüyle, adetiyle öncelikle yaşadığımız coğrafyanın kurallarını onun haricinde kendi aile kurallarını yaşatan, birbirine bağlı olan, aile kavramını tüm damarlarına kadar hissettiğimiz bir ortamda yetiştim diyebilirim.
Köklü şirketlerin varisisiniz, öğrencilik yıllarınızdan beri gelen bir iş insanı vasfınız var. Sizi biz Yemek ve Ötesi Projesi ile tanıdık. Bu bir iyilik hareketi. Bir işadamı olarak böyle bir proje hazırlamaya motive eden şeyi merak ediyorum.Bütün enerjinizi daha çok para kazanmaya vermek varken...neden böyle bir yola girdiniz?
Aslında 'nasıl bir aileden geliyorsunuz? sorusunun içinde belki de eksik anlattığım kısım odur. Her ailede her jenerasyonun geri çıkan kişileri vardır. Baskın bazı figürler vardır. Bunlardan biri de benim annemdir. Annem çok şahsına münhasır bir kadındı. Hala bir çok insan onu anarken, temiz kalbinden, mutfaktaki istisnai kabiliyetinden ve yardımlaşmaya olan hevesinden bahseder. Ben böyle bir annenin evladıyım. Neticede 2 ablam da ondan çok uzak değildir. Biz hepimiz elimizden gelen yardımı esirgememeyi adet edinmiş bir aileyiz. Benim yaptığım şey sadece iş hayatındaki disiplinle birleştirmek oldu. Çok fazla okulda eğitim aldım. Daha çok tecrübem iş modeli geliştirmek, iş kurmak ve bunu bir sisteme bağlayabilmektir. Bu konuda birçok üniversitede ders verdiğim zamanlar oldu. Uludağ Üniversitesi'nde 7 sene boyunca gönüllü eğitmenlik yaptım. Burada öğrencilere aşılamaya çalıştığımız şey girişimcilik ruhunun yanında aslında girişimi doğru planlayabilmekti. Burada bahsettiğimiz iyilik hareketinin, Türkiye'deki iyi kalbe sahip pek çok insandan ayrıştırıcı özelliği; çok sağlam bir iş planı olmasıdır. Yemek ve Ötesi Projesi yapılmadan önce 6 ay boyunca yazıldı. Ana konu buradan geliyor. Ayaklarının yere bu kadar sağlam basması ve devamlılığının sağlanması aslında aynen bir iş gibi başından bitibaren çok doğru kurgulanmasından geliyor. Temasının ve amacının çok doğru belirlenmesinden, organizasyon şemasının, organizasyonda çalışacak her insanın görev tanımlarının iyi belirlenmesinden ve zaman çizelgesinin çok disiplinli bir şekilde yönetilmesinden aslında ileri geliyor. Dolayısıyla bakıldığı zaman benim yaptığım şey; sadece toplumda fazlaca sayıda yer alan yardımsever insanın kendimi geliştirdiğim iş konusundaki kabiliyetlerimle birleştirerek, bir model yaratmış olmam.
SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR HOBİ OLMALI
VE DEĞER YARATMALI
Bir sabah uyandınız ve 'Yemek ve Ötesi diye bir proje hazırlayacağım' mı dediniz. Sizi buraya asıl yönlendiren şey nedir?
Tamam anlatayım. Uzun yıllardır ihtiyacı olanlara yardım etmeye çabalarım. Hem şahsen gem de hayatımda biriktirdiğim pek çok keyifli ve özverili arkadaşım var, güvendiğim. Bunlar da ne zaman bir şeye ihtiyaç olsa seve seve yardımcı olurlar. Fakat, belli bir süre sonra dedim ki 'Sürdürülebilir ne yapabiliriz?' yani insanlardan ihtiyaç oldukça bir şeyler istemek çok da keyifli bir durum değil. Bunu düşündüğümde, işyerinde tam bir günümü boşa çıkarmıştım. Haftanın bu boş gününde sistematik olarak yardım yapabileceğimiz ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Hayatımı planladığımda haftanın 4 günü işadamıyım, 2 günü profesyonel babayım, bir gününde de toplum için bir şey yapabilir miyim diye düşündüm. Ve dedim ki 'böyle bir yola çıkıyorsam, bu kesinlikle sürdürülebilir bir şey olmalı.' Bir şeyin sürdürülebilir olması için de amatör bile olsa profesyonel bir yaklaşımla ortaya çıkması lazım. Kalemi kağıdı elime aldım ve yazmaya başladım. Ben yazarak çalışırım ve yazdığım her şeyi de gerçekleştirmeye çalışırım.
2023 yılında bir proje yazmaya başladım. Birincisi projenin bir yatırım maliyeti olmayacak, 2. maddem işletme gideri zaman içerisinde kendini sıfırlayacak ve 3. madde burda büyük bir değer yaratılacak ve bu değerin tamamı ihtiyacı olan çocuklarla ilgili bir kuruma bağışlanacak ve 4. madde de sürdürülebilir olması için kesinlikle bir hobi olacak. Bu dört maddeyi net olarak yazıktan sonra içini doldurması daha kolay oldu.Hobilerimi gözden geçirdim, çok fazla hobim yok benim. İş hayatım o kadar yoğun oldu ki, bir hobi geliştirmeye vaktim olmadı. Satılabilir en mantıklı ürün, yapabildiğim birkaç özel yemekti. Ailemden ve özellikle annemden bana geçen insanları doğru şekilde ağırlayabilme kabiliyeti ve misafirperverliği bunun içine kattığımda motivasyonumun yemek yapmak olduğunu belirlemiş oldum. Yatırım maliyeti olmayacaksa demek ki bunu evimde yapmam gerekiyordu. İşletme gideri nasıl sıfırlanacak? Başta tüm maliyeti kendimin karşılamasını göze aldım. Zaman içinde duyulduğunda bu işe gönül verecek tedarikçiler olacaktır dedim.
Ve yola bu şekilde çıktım aslında. Bir de bunun kontrol mekanizması var. Yani, arkadaşlarım yaptığım yemekleri beğenirler. Ve bu konuda beni çok ziyaret ederler. Bir gün onlara dedim ki, 'Bıktım sizden' arkadaşlarım 'misafir umduğunu değil bulduğunu yer' cinsinden değildi. Sağolsunlar beni iki gün öncesinden arayıp 'bize İtalyan menüsü yap' üç gün sonra arıyorlar 'bu sefer İspanyol yap' gibi cüretkar davranışları benim onlara 'Arkadaşlar ben sizden gerçekten sıkıldım, iyisiniz hoşsunuz ama bundan sonra yemek yediğinizde sizden para alıp, bir yere bağışlayacağım' dediğimde 'hiç bir problem yok biz yine geliriz' dediler. Aslında belki de beni heyecanlandıran ve cesaretlendiren bir an oldu bu. Bu şekilde bir başlangıç yaptık.
18 GÖNÜLLÜ
63 SPONSORLA YOLA DEVAM
Başladığımızda evdeki yardımcım, Sevgili Nazire ve hem şoförüm ve asistanım Sevgili Koray'la üçümüz oturduk ve onlara 'arkadaşlar biz böyle bir şeyin altından kalkabilir miyiz? diye sordum. Ben bir şef değilim, mutfakla ilgili hiçbir eğitimim yok. Bu çok ciddi bir sorumluluk. İnsanları evinizde ağırlıyorsunuz ve her şeyden önce sağlıklı bir şekilde bir ağırlama yapmak zorundasınız. Sonuçta zehirlenme, alerji gibi riskleri de var. Sunmayı düşündüğüm menü iddialı bir menü. 11 korstan oluşuyor ve içinde 28 ayrı çeşit var. Bu 28 yemeğin birbiriyle endikasyonu, iletişimi, geçişlerde yaşanabilecek sorunları tek tek araştırıp bilmek gerekiyordu. Ben iki yardımcımdan aldığım cesaretle bu yola çıkmaya karar verdim. Bugün bakıldığında; üç koca gönüllü insanın yola çıkmasından bahşiş dahi kabul etmeyen 18 gönüllüden oluşan büyük bir ekibe dönüştük. Aslında hayatta başka işleri olan sadece Çarşamba günleri burada iyilik yapmayı tercih eden insanın yanı sıra Mercedes, LG, Pegasus, Uludağ Gazoz, Doluca Şarapları, Kafkas, Örnek Et başta olmak üzere adını sayamadığım 63 tane hiçbir bedel almadan bize destek olan yerel, ulusal ve uluslararası sponsorla büyük bir organizasyondan sözediyoruz.
63 firma bila bedel bize ürünlerini gönderiyor, her çarşamba 18 gönüllü olarak bu eve giriyoruz. Kimimiz yemek yapıyor, kimimiz temizlik, kimimiz müzik, kimimiz çekim yapıyor. Ve ortaya enteresan bir deneyim çıkıyor ve bu deneyimi tadan insanlar, bunu gerekli şekilde takdir edip, bunu fiyatlandırıp ihtiyacı olan lösemi hastası çocukların tedavisine katkı koyuyorlar.
İLK MAYA TUTTU
Bu akşam (10 Haziran 2026) 70.'sini gerçekleştireceksiniz. Peki konuklarınızı nasıl seçiyorsunuz? Onlardan mı talep geliyor, siz mi davet ediyorsunuz?
Ben bu işi 6 ay boyunca yazdım, evin dekorasyonunu yaptım, çatal bıçakları tüm malzemeleri seçtim. Her şeyi hazırladım. Peki kim gelecek? Büyük problem. Pazarlama üzerine eğitimim ve deneyimim var ama burayı pazarlamak öyle kolay değil. Araştırdığımda birebir aynısı dünyada yok bu projenin. İnsanlara diyeceksiniz ki, 'gel benim evimde yemek ye “evet' 'bunun karşılığında çok ciddi bir bağış yap' 'Eeeee neden?' 'Çünkü, ben öyle istiyorum' Bu kolay anlatılabilir bir model değil takdir edersiniz. Ama ben şuna çok inanırım. Bir şeyin başlangıcı çok sağlam olursa, devamlılığı mutlaka sağlanıyor. En iyi satış ve pazarlama yöntemi fısıltı gazetesidir. Sizin kendinizi anlatmanızdansa, insanların sizi anlatması çok kıymetlidir. Dolayısıyla ilk hareketi başlatmak için iyi görüştüğüm 8 ailelik bir grubum var, topladım ve onlara projeyi anlattım. İlk hareket çok önemli. Her aileye bir yemek yazdım ama birbirlerini alıp bana gelmemelerini de tembihledim. Amacımız bunu duyurmak. Masamız 6 kişilik. Her aileden beni tanımayan ve bu organizasyonu bilmeyen iki aile ile yemeğe gelmelerini rica ettim. Yani, bu 8 aileden bu projenin mayası olmalarını istedim. Hayatta biriktirdiğim en güzel şey dostlarımmış ki, o mayayı çok doğru şekilde atabildik ve bu maya tuttu. O sekiz aile ile başlayan yolculuğumuz bugün 70. yemeği yapabilmemize vesile oldu. Biz misafirlerimizi davet etmiyoruz, biz buraya müşteri aramıyoruz. Onlar buraya gelmek için talepte bulunuyorlar. Biz inceleyip kabul ediyoruz.
Bu organizasyonu tamamiyle siz mi yürütüyorsunuz?,
Evet, çünkü burası benim evim. Dolayısıyla burda tabii ki en doğru kişileri ağırlamaya çalışıyoruz. Ne yazık ki bu iş için ayırabileceğim haftada bir günüm var, yılda sadece 35 yemek yapabiliyoruz. Amacımız en verimli 35 yemeği yapabilmek. Herkese yetişebilmek gibi bir gücümüz yok. Amacımız en doğru kişilerle en yüksek bağışı toplayıp ihtiyaç sahibi kişilere ulaştırabilmek.
Bağışı nasıl belirlediniz? Ve insanların projeye ilgisini nasıl yorumlarsınız?
Bizim bir alt bağış limitimiz var.Gelenler bu bağışı ödemek zorunda. Ama bu bir bağış yemeği olduğundan üst limitimiz yok. İlk başladığımızda 5 bin lira ile başladık. Masa için 30 bin liraydı. Bugün kişi başı 25 bin lira, masa için 150 bin lira. Bugüne kadar hiçbir yemekte alt sınırda kalmadık. Bu gelen kişilerin tabii ki yüce gönüllülüğünden ve amacın çok kutsal olmasından kaynaklanıyor.Şu anda Kasım ayına kadar tüm haftalarımızın rezerve olduğunu düşünürsek, insanların projeye olan ilgisini ve takdirini de gayet iyi anlayabiliyoruz.
ZORU SEÇTİ
Siz anlattıkça şöyle bir şey düşündüm, siz kendi alanınızda başarılı bir iş insanısınız ve ulusal çapta bilinen 2 markanız var. Bu kadar zahmete girmek, ev dizayn etmek, içerik hazırlamaya ve ekip organize etmeye gerek olmaksızın 'arkadaşlar Löder diye bir dernek var, gelin hep birlikte bağış yapıyoruz' da diyebilirdiniz. Ortaya bir yaratım koymuşsunuz, eşsiz bir gastronomik deneyim yaratmışsınız. Sanırım insanların projeye ilgisini ve cömerliğini bu yaratıcı düşüncenize borçlusunuz?
Umarım öyledir. Beni bir kenara bırakın, ben bu işe gönül vermiş bir kişiyim. Tüm gönüllü ekibi düşünelim, kendilerine ait bir proje değil bu. Projenin her biri bir parçası. 70 yemektir firesiz olarak hep beraber çalıştık. Buna bu kadar sahip çıkmaları çok takdire şayan. Sizin sorduğunuz soruya gelince; seneler önce Bursa'da erzak poşeti dağıtmak çok yaygındı. Sonra farklı modellere evrildi. O günlerde bir büyüğümden dinlemiştim. 'Erzak paketi göndermekle, o erzak paketinin içine girecek her şeyi kendinin seçmesi ve ihtiyaç sahiplerine kendinin dağıtması arasında çok fark var' demişti. Bugün gibi hatırlıyorum.Şimdi bunu kesinlikle yardım yapanların yaptıklarını aşağılamak için söylemiyorum. Her yardım mutlaka çok kıymetli. Maddi olarak yardım yapmaktansa devamlılık arzeden, kendimizden vereceğimiz, gerçekten ihtiyacı olanları anlayabilmek adına bizzat bedenimizle, ruhumuzla, zihnimizle çalışacağımız projeler daha kıymetli diye düşünüyorum. Ve başka insanlara da örnek olabilirim diye çıktığım bir yolculuk bu. Yoksa söylediğiniz gibi işadamlarının çok kolay ulaşabileceği rakamlar. Ama burada yaptığımız şey; o gün insan olduğumuzu hatırlayabilmek. İhtiyaç sahipleri için paramızla değil, kişi olarak birşeyler yapabilmek. Para çok rahat kaybolabilen bir değer. Ama ruhumuz, düşüncelerimiz ve disiplinimizle bir şey yaratabiliyorsak, bence bu da maddi yönden yarattığımız değer kadar büyük bir değer diye düşünüyorum.
Peki Bursa LÖDER ile yolunuz nasıl kesişti?
İyi bir şeyler ortaya koyabileceğimizi biliyordum. Ama insanların yardım etme hevesini ve inancını yanlış bir yere yönlendirmemek de çok önemliydi. Bu anlamda benim için birinci öncelik güvenilirlikti. Projede paydaşım olan birkaç arkadaşım var onlardan araştırmalarını rica ettim. Bana güvenilirliği fevkalade yüksek olan bir dernek bulmalarını istedim. İki kanaldan yaptığımız araştırmaların sonucunda önüme LÖDER geldi. İnternet sitelerine girdiğinizde bilançolarını şeffaf olarak herkes görebilir mesela. Sonrasında yaptığımız toplantılarda da aynı kanaatim devam etti. Gönderilen bağışların sadece ve sadece tedavilerde kullanılmasını istediğimde ve bunu denetlemek istediğimi söylediğimde, hiçbir sorun olmadığını söylediler. Sonrasında da bir kuruma yardım ediyor gibi değil de, proje için çalışmak istediğimi söylediğimde de bize projeyle geldiler.
BAĞIŞLAR SADECE LÖSEMİLİ ÇOCUKLARIN
TEDAVİSİNE HARCANIYOR
Bağışlar lösemili çocukların tedavi sürecinde Almanya'dan gelen testlere harcanıyor diye biliyorum. Orayı biraz açar mısınız?
Lösemi tedavisinde zaman çok önemli. Zamana karşı yarışılan bir süreç. Dolayısıyla teşhisin doğru yapılması ve nokta atışı yapılması da çok önemli. Bu anlamda, devletimiz elinden gelen desteği sonuna kadar veriyor. Tedaviler devlet tarafından karşılanıyor ama teşhis konusunda eksik olduğumuz bazı yerler yurt dışından sağlanan bazı testlerle yapılıyor. Bu bireysel olarak hasta yakınları tarafından karşılanması gereken bedeller ve herkes karşılayamıyor. Bize ilham veren konu bu oldu. Çünkü, teşhisin doğru yapılması tedavi konusunda nokta atışı sağlıyor. Tedavi süreçleri çok kısalıyor.
Yarattığınız ekonomik değeri ifade etmeniz gerekirse...
Toplamda 20 milyonun üzerinde.
Siz projeyi hazırlarken mutlaka bir hayal kurdunuz. O günkü hayalinizle bugün arasında nasıl bir fark ortaya çıktı?
Bu soruya sizin istediğiniz cevabı ne yazık ki veremeyeceğim. Çünkü, küçük düşünmeyi ben hiçbir zaman beceremedim. Hayal ettiğim yolculukta bugün ulaştığım noktaya daha uzun zamanda gelmeyi düşünüyordum, daha kısa zamanda geldiğimi söyleyebilirim. Hedeflerimi de yazmıştım. Dünyanın en pahalı 10 tadım menüsünden biri olmak vardı. Bunu başardım. 2. hedefim dünyanın en pahalı tadım menüsü olmaktı, onu da başardık. Her sene Mudanya'dan yola çıkıp içinde Michelin yıldızlı olanların da oldupu dünyanın en iyi 100 restoranını ziyaret ederim. Bu konudaki başarımızı biliyorum. Burası bir restoran değil tabii ama yemek için ödenen bir bedel olduğu için kıyasımız da bunun üzerinden. 3. hedefim de dünyadaki en pahalı yemek menüsünü çıkarmaktı, daha o hedefe ulaşamadık.Dördüncü hedefim de Michelin yıldızı. Burası bir restoran olmadığı için buraya Michelin yıldızı almak mümkün değil ama onlarla görüşüp bir öneri getirdik. Gastronomiyi bir sosyal sorumluluk projesinde kullanmayı başaranlara yönelik bir yıldız üretmelerini istedik ve bunun ilk kazananı olmak da yine bizim hedefimiz. Michelin'in kırmızı, yeşil yıldızları vardır. Lacivert yıldız üretin, bunun da kazananı biz olalım diye önerimizi yaptık.Cumhurbaşkanımızı, ABD Başkanını ve restoran zincirleri aracılığıyla yoksullara ve evsizlere yardım eden dünyaca ünlü rock yıldızı Jon Bon Jovi'yi burada misafir etmek isterim.Yolumuz daha çok uzun.

BURSA LÖDER PROJEYİ YORUMLUYOR
Bursa Löder Yönetim Kurulu Başkan Vekili Özgür İde Acarbabacan'a da Yemek ve Ötesi Projesi'ni sorduk:
Yemek ve Ötesi, Bursa LÖDER için sadece bir sosyal sorumluluk projesi değil; çocuklarımızın yaşam yolculuğunda umutlarını büyüten çok kıymetli bir dayanışma köprüsü oldu. Kanser ve lösemi tedavisi gören çocuklarımızın iyileşme sürecinde bazen SGK kapsamında olmayan testler, özel tetkikler ve ek ilaçlar hayati önem taşıyor. Bir çocuğun tedavisinde zaman kaybetmemek, ihtiyaç duyduğu ilaca ve doğru tetkike zamanında ulaşabilmesini sağlamak bizim için çok değerli. Yemek ve Ötesi sayesinde bugün daha fazla çocuğumuza destek olabiliyor, tedavi süreçlerine doğrudan katkı sunabiliyor ve onların sağlıkla geleceğe kavuşma şansını artırabiliyoruz.
Bursa LÖDER’i sağlık alanında faaliyet gösteren birçok sivil toplum kuruluşundan ayıran en önemli özellik de burada ortaya çıkıyor. Derneğimiz, Bursa Uludağ Üniversitesi Sabahattin Gazioğlu Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Hastanesi’nde tedavi gören çocuklarımızın, doktorları tarafından gerekli görülen ek tetkik, analiz ve ilaç giderlerini karşılayarak doğrudan tedaviye destek veriyor. Çünkü biz biliyoruz ki bazen bir test sonucu, bazen de zamanında temin edilen bir ilaç, bir çocuğun hayatında çok büyük fark yaratabiliyor.
Her bağış, her destek ve her dayanışma adımı; bir annenin yüreğindeki kaygıyı biraz azaltıyor, bir babaya güç veriyor ve en önemlisi bir çocuğun hayallerine tutunmasına katkı sağlıyor. Yemek ve Ötesi ailesine, bu iyilik hareketinin en güçlü paydaşlarından biri oldukları ve çocuklarımızın hayatlarına umut kattıkları için yürekten teşekkür ediyoruz.