Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Uygulamalarımız appstore googleplay
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

İş Dünyasından İç Dünyasına Bir Dönüşüm Hikâyesi

Yazının Giriş Tarihi: 29.08.2025 10:23
Yazının Güncellenme Tarihi: 29.08.2025 12:29

Robin Sharma’nın “Ferrarisini Satan Bilge” kitabı yıllar önce birçok iş insanına ilham vermişti. Ancak bu kez hikâye bir roman değil, bizzat yaşanmış bir hayat: Hüsnü Ünver’in hikâyesi.

81 yaşındaki Hüsnü Ünver, bugün Ayvalık’ta kendi zeytinliğinin içinde, haftanın üç günü gönüllü olarak yoga, meditasyon ve nefes dersleri veriyor. Zeytin ağaçlarının gölgesinde çevre köylerden ve mahallelerden gelen 40–50 kişilik bir topluluğa farkındalıklı bir yaşamın anahtarını dağıtırken, aslında kendi dönüşüm yolculuğunun da izlerini paylaşıyor. Çünkü onun hikâyesi, iş dünyasının hırs dolu temposundan iç dünyanın huzuruna doğru yapılan bir yolculuk, aslında “Ferrarisini satan bilge”nin Türkiye’deki canlı bir karşılığı gibi…

Afyon Emirdağ’da başlayan, İstanbul’un ticaret hayatından Fransa’ya uzanan, oradan büyük iniş çıkışlarla tekrar Türkiye’ye dönen yaşamı boyunca Ünver; otel işletmeciliğinden tır filosu kurmaya, Ataköy Atrium’un yönetim kurulu başkanlığından uluslararası ticarete kadar pek çok alanda iz bıraktı. Ancak asıl iz bırakan, yaşadığı kırılma noktalarıyla kendini yeniden var etmesi oldu. Bugün “Hüsnü Bey” değil, herkesin saygıyla “Hüsnü Hoca” dediği bir yoga öğretmeni olarak, iş dünyasından gelenlere de ilham olacak bir yaşam felsefesini temsil ediyor.

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarınıza dönelim. Afyon Emirdağ’dan İstanbul’a uzanan yolculuğunuz nasıl başladı?


Lise 2’ye kadar Afyon’daydım. Bir kızla arkadaşlığım yanlış anlaşıldı ve dayak yedim, bu olay sonrası İstanbul'da okumayı istedim. Babam okuryazar değildi ama çok aydın bir insandı, “ben sana paranı veririm” dedi. Yatağımı yüklenip İstanbul’a, Haydarpaşa Teknik Lisesi’ne kendi başıma gittim. Kayıtlar dolmuştu, kalacak yerim yoktu. Müdür muavini Vedat Bey bana sahip çıktı, “velim olur musunuz?” dedim. Velim oldu Vedat Baba. O gün benim için ilk dönüm noktasıydı.

Haydarpaşa Lisesi yıllarında felsefe ve psikolojiye ilginiz başlamış. Sonraki adım sizi nereye götürdü?


Ankara’daki Sosyal Hizmetler Akademisi’ne girdim. Orada şimdiki eşim Filiz Hanım’la tanıştım. Okul bitince devlet memuru oldum ama atandığım Eskişehir Sağlık İl Müdürlüğü'ndeki vizyonsuzluk yüzünden ayrıldım. O gün devlet memurluğunu kafamda kapattım. İstanbul İşetme İktisadı Enstitüsü'nde okuyarak işadamlığını öğrenmek istedim. Ancak yine param ve işim yoktu. Kendimi yine çaresiz hissettiğimde babam yolumu açtı, Emirdağlı bir milletvekilinden destek istedi. O da beni kolumdan tutup dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'e götürdü. Orda meramımı anlattım ve Bakırköy Akıl Hastalıkları Hastanesi’nde memur olarak atandım. Eşzamanlı olarak da İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi bünyesindeki Amerikan destekli Enstitü'de okumaya başladım.

İş dünyasında merdivenleri nasıl çıktınız?

İşletme Enstitüsü bittiğinde bir firmada pazarlama ile başladım, sonra tıbbi malzeme ticareti yaptım. O sıralardaki politik atmosfer, ortağımın gözaltına alınması derken korkudan Paris’e kaçtım. Orada işçilik yaptım, inşaat sektörüne girdim. Türkiye'den gelen göçmenleri işe yerleştirme konusunda aracılık etmeye başladım, ancak o dönemde OPEC’e yapılan bir saldırıda olayın failleri aranırken ben de siyasi sebeplerle ve tamamen yanlış anlaşılma yüzünden orda 1 yıl hapiste yattım, beraat ettim ve sonra ülkeme döndüm. Döndüğümde yine ticaret; otel satın aldım, tır filosu, Ataköy Atrium’un işletmesi… Hep girişim, hep hareket.

Çok parlak dönemler olduğu kadar sert düşüşler de var. İşadamı Hüsnü Bey'in içsel yolculuğu için kırılma noktası ne zaman oldu?


Tır filosu almıştık, Uluslar arası nakliye işleri yapıyorduk. Maçka'daki otel işi devam ederken bir de bu girişimi yaptık. O sıralarda Suudi Arabistan’da maddi yükü oldukça fazla olan bir tırımız kayboldu. Tek başıma arabayla peşine düştüm. 3 ay çölde yaşadım. Patatesle beslendim, arabanın içinde kaldım. Tır işinden büyük zarar ettim ama bu deneyim benim için kırılma noktası oldu. Çölün dinginliği beni iç dünyama yönlendirdi. Yavaş yavaş iş hayatının hırslarını sorgulamaya başladım.

Sağlığınız da o dönemde size alarm vermiş, değil mi?


Evet. Sigara, alkol, düzensiz hayat… En sonunda pankreatit oldum. 40 kilolara düştüm, herkes “yaşamaz” diyordu. Ameliyat yerine eşimin desteğiyle hastaneden kaçıp Ayvalık’a geldim. Bu da kırılma noktalarından biri oldu. Bu arada, Üniversitede pencereden bir bahçıvanı görüyordum. İşlerini sakince yapıyordu. Öğle tatili olunca neşeli bir şekilde çıkınından çıkardığı yemeğini yiyor. 'Burda bir yanlışlık var' dedim. 'Benim param pulum var ama yemek bile yiyemiyorum' Belli ki o yanlışlık benim hayatımda ve seçimlerimdeydi. O gün hayatımı değiştirmeye karar verdim.

Yoga ile tanışmanız nasıl gerçekleşti?


Ataköy'de yaşarken, çözülemeyen sağlık sorunlarım, iş dünyasının yükü, borçlar, stres derken intiharı bile düşündüğüm, yaşam enerjimi kaybettiğim bir evrede eşim Baruthane'de bir yoga afişi gördü, “git dene” dedi. Ertesi sabah gittim, tek erkek bendim sınıfta. Hocam Akif Manaf’tı. Yogaya orada tutuldum, 5 yıl öğrencisi oldum. Bedenim iyileşti, ruhum güçlendi. Sonra Hindistan’a tek başıma gittim. Dharamsala’da Iyengar okulunda, Rishikesh’te, Keşmir’de eğitim aldım. Oradaki deneyimlerle yoga hocası olmaya karar verdim.

Bugün Ayvalık'ta kendi zeytinliklerinizde gönüllü yoga dersleri veriyorsunuz. Yoga'dan para kazandınız mı?


Bunu düşünerek yoga yapmadım da, yaptırmadım da...İşadamıyken bile paragöz bir işadamı olmadım. Paylaşımcı olmayı tercih ettim. Yoga yapmaya gelen öğrenciler bazen ufak tefek para toplayıp Çağdaş Yaşam Derneği’ne bağış yaparız.

İş dünyasının yoğun temposundan yoga yoluna geçişi bir “kaçış” mıydı sizce?


Kaçış değildi. Daha yüksek bir anlamın davetiydi. Yoganın iyileştirici gücü bana yolu açtı. Hayat nimetlerinden vazgeçmekten bahsetmiyorum, dengeden bahsediyorum.

Bir iş adamının en çok güvendiği şey genelde sermayesidir. Siz ise ömrünüzün bir döneminde o sermayeyi bıraktınız ve görünmeyeni, içsel bir yolculuğu seçtiniz. Sermayeden maneviyata geçişte sizi en çok zorlayan neydi?

Hiç zorlanmadım. Yoganın iyileştirici gücü bu yolu bana kolayladı diye düşünüyorum. Ben ne yaptıysam yolumun yoga ile açıldığını hissettim. Ben bunu derken hayatın nimetlerinden vazgeçmekten bahsetmiyorum. Dengeden bahsediyorum.

Zorba Budha derler. Bu dünyaya ait maddi hedeflerim kalmadı. Gerçek de değil gerekli de değil bunlar. Hırsı, ihtiras, açgözlülük felakete sürükler insanları. Çoğu insan farkında bile değildir. Ne yaşar, ne birine destek verir parasıyla. 'Para bankada tapu devlette' derim ben. Dönüşüm ve farkındalık, kendiliğinden olmalı ama. Yoksa ego rahat bırakmaz.

Sizce hayatta en büyük zenginlik nedir?

En büyük zenginliğin huzur olduğunu süşünüyorum bu hayatta. Huzurun yoksa hiçbir şeyin yok bence.

Bugün hâlâ haftada üç gün ders veriyorsunuz. Bu sizin için hizmet mi, görev mi?

Her şeyden önce kendi yolculuğumun bir parçası. Öğretmek bana da iyi geliyor. Paylaşmazsam eksik hissederim.

Hüsnü Hoca'nın bundan sonraki hedefleri neler?

Maddi olarak hiçbir hedefim yok artık. Ancak, yıllardır üzerinde yoga yaptırdığım zeytinliği doğaya zarar vermeden ve yapılaşmanın önünü asla açmadan bir Doğru Yaşam Merkezi'ne dönüştürmek istiyorum. Biz burada sadece yoga öğretmiyoruz. Sağlıklı yaşamaya dair beslenmeden tutun, gündelik egzersizler, nasıl doğru nefes alınır ve hangi hareketi yaparsak bedenimizde neleri nasıl iyileştirebiliriz? Bunları da öğretiyoruz. Eğer burasını Ayvalık Belediyesi'nin de katkılarıyla Doğru Yaşam Merkezi'ne dönüştürebilirsek, hem insanlara büyük bir hizmet vereceğimiz gibi Ayvalık'ta orda burda yoga yaptıran onlarca eğitmene de alan açmış olacağız. Diğer yandan Ayvalık'ta böyle bir merkezin açılması yurtdışından da turistlerin ilçemize gelmesini sağlayacağından şehre de önemli katkılar sunacağını düşünüyorum. Bu merkezde sadece ben değil holistik tıpçılar, welness eğitmenleri, beslenme uzmanları, nefes koçları gibi pek çok meslekten insan da hizmet verebilecektir. Umarım bu katma değeri yüksek merkezi Ayvalık'a kazandırabiliriz.

Son bir soru: İşadamı Hüsnü ile Yoga Hoca Hüsnü karşılaşsa birbirine ne söylerdi?


Tanımazdık birbirimizi. İşadamı Hüsnü hırslıydı ve yanlış yoldaydı. Ama paylaşımı severdi. Hüsnü Hoca ise huzuru seçti. İkisi de aynı insan aslında, sadece evreler farklı.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.