Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Uygulamalarımız appstore googleplay
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

İş Hayatında Güçlü Olmanın Yeni Tanımı: Özşefkat ve Regülasyon

Yazının Giriş Tarihi: 04.02.2026 09:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.02.2026 09:34

Kurumsal hayatta başarıyı ölçmek için kullandığımız göstergeler çok net: hedefler, rakamlar, terfiler, takvimler, performans tabloları…
Peki ya bunların arkasındaki insan?

Bugün iş dünyasında tükenmişlik, anksiyete, odak kaybı ve kronik yorgunluk neredeyse “normal” kabul ediliyor. Sürekli tetikte, sürekli hızlı, sürekli bir sonraki adıma yetişmeye çalışan bedenler ve zihinler… Oysa nörobilim bize şunu söylüyor: Sinir sistemi regüle olmayan bir insanın ne sürdürülebilir performansı olur ne de sağlıklı karar alma kapasitesi.

İşte tam bu noktada, çoğu zaman “kişisel alan” ya da “lüks” gibi görülen yoga, nefes ve farkındalık çalışmaları bambaşka bir yerden anlam kazanıyor. Bu alanlar bir trend ya da hobi değil; insanın kendisiyle bağını yeniden kurmasının, bedenini güvenli bir alan olarak hissetmesinin ve zihnini sakinleştirmesinin yolları.

Bu röportajda yoga eğitmeni, aile dizimi uygulayıcısı ve wellbeing eğitmeni, “hocaların hocası” Burcu Saraçoğlu Aşan ile yogayı pozlardan, esneklikten ya da spiritüel etiketlerden bağımsız olarak ele alıyor; iş hayatında neden yalnızca güçlü olmaya değil, regüle olmaya da ihtiyaç duyduğumuzu konuşuyoruz. Saraçoğlu Aşan, kurumsal hayattan evrilen kendi hikayesinden aldığı ilhamla, hız çağında asıl meselenin daha fazla koşmak değil, kendinle yeniden bağ kurabilmenin yollarını hatırlamak olduğunu iş dünyasına rehberlik ederek anlatıyor.

Seni tanıyarak başlayalım. Yogayla temasın nasıl başladı?

Aslında ilk temasım meditasyonla oldu. Lise yıllarımdan beri “Nereden gelip nereye gidiyorum?” sorusu zihnimdeydi. 20’li yaşlarımın başında, dışarıdan bakıldığında her şeyim tamdı: İşim vardı, evim vardı, arabam vardı… Kendime göre hayatımı oluşturduğum bir dönemimdeydim. Ama içimde adını koyamadığım bir boşluk hissi vardı. O süreçte Afet Erengezgin ile yollarımız kesişti. Ona “Afet Anne” derdim. Ürünlü Köyü'nde, mimar eşiyle kurduğu ağaçların içindeki evinde, haftanın bir günü iki seans şeklinde meditasyon yaptıran bir seramik sanatçısıdır. İçimdeki boşluğu çok yoğun hissettiğim bir gün, ağlayarak yolumu onun evine çevirdim. Afet Anne bana kucak açtı. O gün, kendimle bağ kurmaya dair ilk bilinçli kararımı aldığım gündür.

Meditasyonla birlikte nefes ve farkındalık rutinlerim başladı. Bir süre sonra bedenimle çalışmadan tamamlanamayacağımı fark ettim ve bir yoga merkezi buldum. Öğrenci oldum, inzivalara katıldım, nefes çalışmalarıyla derinleştim. Ardından anne olma süreci geldi; kolay bir süreç değildi. O dönem, “Neyi eksik yapıyorum?” sorusu bana bambaşka kapılar açtı.

Sonrasında Türkiye’de ve yurtdışında birçok hocadan yoga uzmanlık eğitimleri aldım. Önce arkadaşım Nilay Beceren, Domido Sanat Merkezi’nde bir odayı bana açtı. Karşılık beklemeden yoga yaptırmaya başladım. 2016’da ise Eflatun Yoga ve Yaşam Merkezi’ni kurdum. Bu yolculukta Elvan Özsel, Zerrin Kaya ve pek çok uzman arkadaşımın desteği çok kıymetliydi.

Bugün Eflatun Yoga’da mat ve hamak yogası dersleri veriyoruz; aynı zamanda uzmanlık programlarımızla bugüne kadar 200’ün üzerinde yoga eğitmeni yetiştirdik. Bunun yanında aile dizimi uygulayıcısıyım; nefes, meditasyon, mindfulness ve wellbeing başlıklarında bireysel ve kurumsal programlar düzenliyoruz.

Yaşadığımız çağda insanlar sence neden yoga ve spiritüel alanlara daha fazla yöneliyor?

Çok hızlıyız. Çok fazla uyarana maruz kalıyoruz. Beden egzersizlerimiz az, doğayla bağımız kopuk. Bu da kendimizle ve çevremizle olan bağımızı zayıflatıyor. Anksiyete, depresyon ve antidepresan kullanımı bu yüzden bu kadar yaygın.Yoga hem kadim hem bilimsel bir bilgi. Hareketle bedeni, nefesle zihni, meditasyonla farkındalığı çalıştırıyor. Fasya dediğimiz, stresle katılaşan dokuları yumuşatıyor. Zihni “şimdi”ye topluyor. Sinir sistemimizin savaş–kaç, donma ve regülasyon halleri var. Sürekli tetikte olan bir sinir sistemi dinlenemez. Yoga, bizi sempatik sinir sisteminden parasempatik – yani dinlenme ve onarma – moduna geçirir. Bir nevi reset gibi...Yoga aynı zamanda meditatif bir hâl yaratıyor ve durmayı öğretiyor. Her zaman koşmanın, hızlı hareket etmenin daha verimli olmadığını; kendimize vakit ayırmayı, özşefkati ve duyarlılığı hatırlatıyor. Bedenle çalışırken travmalarımızı, stresi, geçmişten aldığımız tüm yükleri, kodları ve blokajları da bedenimizde taşıdığımızı fark ediyoruz. Bedenimizin bir zekâsı, bir hafızası var ve yoga ile bu çözülmemiş, bloke olmuş enerjiler çözülmeye başlıyor. Bunu farkeden insanlar da arayışlarına cevap olarak yoga gibi uzun yıllar deneyimlenmiş, kadim bilgilerden faydalanmak istiyorlar.

İş hayatında sürekli “hızlı ol”, “tepki ver” halinde yaşıyoruz. Yoga bu hız çağında, bize neyi hatırlatıyor?

Sinir sistemimizin farklı hâlleri var: savaş–kaç modu, donma hâli ve regüle olduğu, yani dinlenme modunda olduğu hâl. Bir alana girdiğimizde, bir etkileşim kurduğumuzda sinir sistemimizin izin verdiği kadar iletişimde olabiliyoruz. Tepkilerimizi, alışkanlıklarımızı ve davranış kalıplarımızı sinir sistemimiz üzerinden geliştiriyoruz. Sürekli savaş–kaç modunda olan, çok fazla uyarana ve endişeye maruz kalan bir sinir sistemi rahatlayamıyor; dinlenme ve bırakma hâline geçilemiyor. Yoga tam da burada devreye giriyor. Sempatik sinir sisteminden, yani savaş–kaç hâlinden, parasempatik yani dinlenme ve onarma hâline geçmemizi sağlıyor. Bunu bazen dolmuş bir bilgisayarı resetlemek gibi düşünebiliriz. Yoga; hareket, nefes ve meditasyonla sinir sisteminin uyumlanmasına, gevşemesine ve dengelenmesine alan açıyor. Amaç her zaman sadece dinlenmek ya da sadece tetikte olmak değil; gerektiği kadar, doğru zamanda, dengede kalabilmek. Bu yüzden yoga çok eski, kadim bir sağlık ve yaşam bilgisi; derin bir felsefe. Belki de bu yüzden bugün herkese bu kadar dokunuyor ve iyileştirici bir etkisi var.

Peki herkes yoga yapabilir mi? Sosyal medyada görülen zor pozlar birçok insanı korkutuyor…

Biz şefkatli tavrı benimseyen bir yoga merkeziyiz ve bu yaklaşımla yoga yaptırıyoruz. Önce şu soruyu soruyorum: Kime duyarlı olacaksın? Tabii ki kendine. Sosyal medyada ileri seviye pozları gören insanlar “Ben bunu yapamam, yoga bana göre değil” diye düşünüyor. Oysa kilo, yaş, cinsiyet hiç önemli değil. Yoga sana iyi olma hali sunuyor ve “Tamam güzelim, bunu da yaptın” dedirtiyorsa yogadır.

Yoganın iki kanadı vardır: Biri düzenli pratik, diğeri beklentisizce orda olma hali, istemekten azad olmak, bağlanmamak, tutunmamak… Bedenini ve zihnini zorlamadan. Yeni başlayanlara hep şunu söylüyorum: Esnek ya da güçlü olmak zorunda değilsiniz. Hiçbir şey olmak zorunda değilsiniz. Zamanla bedeniniz, nefesiniz ve meditasyonda oturma kapasiteniz gelişecektir. Başlangıç öğrencileri için özel programlarımız var. Ayrıca 50 yaş üstü, bedensel incinmeleri olanlar için yoga terapi ve yin yoga içeren yumuşak akış sınıflarımız bulunuyor. 70 yaş üzeri müdavimlerimiz iki yıldır düzenli pratik yapıyor.

Yoga öğrencilerinle yaşadığın, sana “işte bu” dedirten bir hikâye var mı?

Pek çok hikaye var aslında ama ilk aklıma geleni anlatayım. Yeni yoga dersleri vermeye başladığım dönemde bir telefon aldım. Büyük bir hastalığı olan, tanımadığım birinin izole bir alanda yoga yapması gerekiyordu. Aylar boyunca evine gidip yoga yaptırdım. O da kendi üzerinde çok çalıştı. Zamanla iyileşti. Sonrasında yoga uzmanlık eğitimi aldı ve bugün kendisi de eğitmenlik yapıyor. Hayatının dönüşümüne küçük de olsa bir katkım olduysa ne mutlu..Bu tür hikâyeler bana yoganın insanın kendi iç gücünü hatırlatmasıyla ilgili olduğunu tekrar tekrar gösteriyor.

Kurumsal hayatta da eğitimler verdiğini biliyoruz. Yogayı beyaz-mavi yakalılara nasıl anlatıyorsun?

Özşefkatle başlıyorum. Her zaman söylediğim ve inandığım gibi yoga sadece hareketten ibaret değil. Kendine göre etik değerleri, kadim bir felsefesi var. Nefesi, özşefkati, meditasyonu ve günlük rutinleri liderlik ve iletişimle bağlantılı bir dille anlatıyorum.

İnsanların kendilerini daha iyi tanımalarını, hayatlarına küçük ama dönüştürücü rutinler eklemelerini hedefliyorum. Şirketlerde ilerlemek ve birlikte büyümek insan faktörüyle mümkün. İnsana iyi gelen şey, şirketin tüm süreçlerine de iyi geliyor. Biz buna İyi Yaşam Programı diyoruz.

Son bir soru yoga, terapi yerine geçebilir mi?

Bu çok kıymetli bir soru. Güçlü travmalar yaşayan birinin iyileşmek istemesi zaten büyük bir cesaret. Yoga sinir sistemi regülasyonu, bedeni yeniden güvenli bir alan olarak deneyimleme ve farkındalık geliştirme konusunda çok güçlüdür. Ama psikoterapinin yerine geçmez, net...

Ben bunu “ya o ya bu” değil, “birlikte” olarak görüyorum. Terapi zihinsel ve duygusal düğümleri çözerken, yoga bedenin taşıdığı yükü hafifletir. Birlikte yürüdüğünde iyileşme çok daha güvenli ve kalıcı olur. Yoga, terapiyi destekleyen iyi bir eşlikçi olabilir.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.