Bu söyleşinin konuğu “başarılı bir sanatçı” klişesine sığmayacak bir kadın. Hayatı boyunca planladığı değil, hayatın ona izin verdiği kadar ilerleyen ama o alanı genişletip, sonunda sadece kendi yoluna değil, bir şehrin kültür rotasına etki eden bir sanatçı...
Huri; sanatla iç içe bir ailenin çok yönlü sanatçı kızı. Röportajı okumaya niyetlenenler için hemen söyleyeyim. Türkiye'nin ilk Uluslararası Seramik Bienali'ni Bursa'da 2 kez düşleyen ve düzenleyen ‘aydın' bir kadının yol hikayesine tanıklık edeceksiniz.
Yine Bursa'da 1988 yılında düzenlenen Güzellik Yarışması'nda üçüncülük derecesi alan yarışmacılarından biri olarak da akıllarda kalan Huri Aykut'la kendi hayatıyla paralel; şehri, dünyayı, sanatı ve duygulara dair pek çok şeyi konuştuk. Ama beni en çok etkileyen, O'nun bienal düzenleyerek bir şehre seviye atlatma başarısını büyük bir tevazuuyla anlatması oldu.
Bu kez muhteşem hikâye şöyle başlıyor. Şehre güzel bir kadın gelir...
Önce bu yolculuk hangi çatı altında ve hangi şartlarda başladı anlatır mısın?
Tiyatrocu olan annem İnci Aykut ve babam Tevfik Gündüz Aykut o dönemde Şehir Tiyatrosu'nu kuracağı için Adana'ya yerleştik. Ben dört çocuklarının üçüncüsüyüm. İstanbul doğumlu olmama rağmen, İlkokul 2. sınıfa kadar Adana’da yaşadım. Ben doğduktan sonra tiyatro oyunculuğunu sürdürmek zorlaştığından, annem ve babam tiyatroyu bırakıyorlar. Annem evde bizimle ilgilenmeye başlıyor, babam da ilaç propagandisti olarak çalışmaya devam ediyor. Sonra babam Bursa'ya tayin ediliyor ve Bursa’da yaşamaya başlıyoruz.
Üniversiteyi ilk olarak Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümünde okudum. 1984 yılında Türkiye'ye bilgisayar yeni giriyordu. Kartuşlu bantlı sistemler, 5 inçlik CD'ler dönemiydi. Bu mesleğin iyi gelir getireceğine beni öğretmenlerim inandırmışlardı. O zamanlar bir bölüm kazanınca, güzel sanatlar yetenek sınavlarına giremiyorduk sanırım. Aklım hep sanatta aslında. Tiyatro veya heykel eğitimi almaktı arzum. 'Dilsiz Kadınla Evlenenin Güldürüsü' diye bir oyundan bir tiradı da sınav için çalışmıştım. Hayat çok ilginç, bambaşka bir eğitimle devam ettim. Ama bilgisayar programcılığı eğitimim hayatım boyunca çalıştığım her alanda işe yaradı diyebilirim.

Sanatçı bir anne babanın çocuğusun ve üniversitede teknik eğitim almışsın. Yolunun sanatla kesişmesi veya sanata olan ilgin aslen nereden geliyor?
Annem şimdi adı Mimar Sinan olan Güzel Sanatlar Akademisi’nde, babamda İstanbul Teknik Üniversitesi Elektriktik Mühendisliği bölümünde okurken aynı zamanda o devrin önemli oluşumlarından ve pek çok tiyatro sanatçısı yetiştiren Gençlik Tiyatrosu’nda pek çok tiyatro oyununda sahne almışlar. Yurt içinde ve dışında tiyatro festivallerine katılmışlar ama Adana Şehir tiyatrosunun kuruluşunda görev almak kararını verdiklerinde okullarını bırakıp yıldırım nikahı ile evlenerek Adana’ya yerleşmişler. Evimiz her zaman sanat konuşulan, kitaplar okunan, filmler izlenen, tiyatrolar izlenen ve onların sanatçı arkadaşlarının gelip gittiği sanat sohbeti bol bir evdi. Arka planda hepimiz evde resim çizerdik. Annem sürekli yağlı boya tablolar yapar, devamlı kumaşları boyar. Biz boş kaldığımızda elimize oyuncaktan çok kâğıt kalem, boya verilirdi. Bursa’ya yerleştiğimizde annemin resim kabiliyetini görünce arkadaşları anneme diyor ki, 'Bursa bir tekstil şehri, gel bir desinatörün yanında çalış'. Emprime kumaşların üzerindeki desenleri oluşturan bir meslek olduğundan annem de desinatörlüğü öğreniyor. Ve sonra bir arkadaşıyla bir desen bürosu kuruyorlar. Babam da o arada emekli olunca annemle birlikte desen işine devam ediyorlar. Bugün geçmişe bakınca anne ve babamın kendi alanlarında öncülük yapmış iki ruh olduklarını daha net görebiliyorum. Bursa'da uluslararası fuarlara katılan ilk desinatörler. Kurdukları Damla Desen Atölyesini tekstil alanında herkes bilir. Gerçekten bir okul gibi de pek çok öğrenci yetiştirmişlerdir. Ben de liseyi okurken, okul çıkışlarında atölyemize gidiyordum, orada çocuk ve gençler için desenler çizmeye başlamıştım. Uluslararası fuarlara da onlarla birlikte katılıp, kendi desenlerimi satmaya başlamıştım. Farkında olmadan sanatla ilgili inşa süreci somut olarak o yıllardan itibaren kurulmaya başladı diye düşünüyorum. Yıldız Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra 2 yıl bir şirkette çalıştım, şirketlerde bilgisayarlar arasında network sistemlerini kuruyorduk ve kullanıcılara eğitim veriyordum. Bu sırada oğlumun babası ile tanışıp evlendim ve iş hayatım kesintiye uğradı.
Araya bir yere güzellik yarışması sıkışmış olmalı?
Evet doğru, her genç kızın hayal ettiği bir gerçeği ben yaşadım. Üniversiteyi bitirdiğimde, 1988 yılında, 40 yıl aradan sonra Bursa'da ikinci defa güzellik yarışması yapılacaktı. Zamanın ve şimdinin ünlü modacısı Fatoş Öztürk'ün teşvikiyle ben de yarışmaya başvurdum. Genç bir kız olarak çok keyif aldığım bir süreçti. Neriman Bale Okulu sahibi Neriman Hanım bizlere yürüyüş, oturma, kalkma dersleri verdi, 20 gün farklı hocalardan eğitimler aldık. O zamanlar, güzellik anlayışı sadece dış güzellik değil bir terbiye, bir kültürdü. Yarışmaya katılan tüm genç kızlar, hepimiz kendimizi kraliçe gibi hissediyorduk. Yarışmaya 1 numara ile çıktım ve 3. olarak seçildim, tacımı da Aydan Şener taktı. Neşeli güzel bir anı olarak kaldı.

Anne babanın işi tiyatrodan desinatörlüğe kayarken, senin işin de bilgisayar programcılığından yavaş yavaş sanata yöneliyor gibi...
Evet, oğlum büyürken ailevi sebeplerle boşanmıştım. Çalışmam gerekiyordu, tekstil desinatörlüğü geçmişim olduğu için Modacı Fatoş Öztürk bir moda okulu kurmuştu hem kendisinden hem de o zamanlar orada öğretmen olan Modacı Arzu Kaprol'den sitilistlik ve modelistlik eğitimleri aldım. Eğitimler aldım. İki yıl sonunda eğitimlerin tamamlanınca aynı okulda öğretmen olarak da görev yaptım. Bu eğitimlerle birlikte tekstil tasarımcısı olarak yoluma devam ettim. O zamanın iyi şirketlerinden Ete Mensucat, Low Profile, Migaş Deri, Modello Dericilik, Antares gibi ihracat yapan tekstil ve deri konfeksiyon firmalarına koleksiyonlar çalıştım.
Bu arada, oğlumla birlikte İstanbul'da okuma ve yaşama hayalleri kurardık. Oğlum Bursa Anadolu Lisesi'ni kazandı. O arada tekstil ve deri sektöründe krizler de başlamıştı ben de eğitimime devam edip sanat ve tasarım alanında öğretmen olma hedefini gündeme getirdim. Yeniden üniversite sınavına girerek Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde seramik-cam bölümünü kazandım. Sanat yolculuğum resmen başlamış oldu.

FUJİ DAĞINA TIRMAN AMA ACELE ETME
Ve yolun nihayet seramikle buluşuyor. Hayat sana kesintisiz bir sanat yolculuğu takdim etti diyebilir miyiz?
Evet, buluştu. Ama ne kadar kesintisiz bir yolculuk siz karar verin. Ben, 2. üniversiteye 35 yaşımda girdim oğlum ve anne babam her zaman önceliğim oldu. Eğitimim kesintilerle devam etti. Anne ve babamın sağlık sorunları sebebiyle dönem dönem okulu dondurdum, bir dönem de çalışmam gerektiği için okulu bıraktım. Pembe Çarşı Halkla İlişkiler Sorumlusu olarak çalışmaya da başladım yeniden. O sıralarda Pembe Çarşı'nın ikinci doğumuydu Bursa'da...Yaklaşık 5 yıl orada halkla ilişkiler sorumlusu olarak çalıştım. Sanat çevremi ve bağlantılarım oradaki çalışmamda oluştu diyebilirim. Pek çok farklı disiplini içeren sanatsal etkinlikler düzenledim. Hatta alışveriş merkezinin içinde bir sanat galerisi açtık ve şehrimiz sanatçılarına düzenli sergiler yaptık. O arada babamı kaybettim. Ruhu şad olsun Prof. Dr. Ateş Arcasoy'un beni çıkan afla yeniden okula çağırmasıyla çalışmayı bırakıp eğitimime tekrar döndüm. O arada oğlum Ömer, İstanbul Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü'nü kazandı ve İstanbul’a geldi. Geri dönüşüm bana güzel bir hediye verdi. Üniversitelerde 2012'de Erasmus sistemi yeni başlamıştı. Sınavlara girdim, dosyamı hazırladım ve Floransa'da güzel Sanatlar akademisi Heykel Bölümü'ne bir yıl için eğitim hakkı kazandım. Yola çıktım ama altı ay sonra dönmek zorunda kaldım. O arada annemin ameliyat olması gerekti. Ve Türkiye'ye geri döndüm. Hayat böyle bir şey neye kadar izin verirse o kadarını yaşayabiliyorsun. Her zaman ailem önceliğimdi. İyi ve kötüyü birlikte yaşamaktan yanayım. Hayat böyle daha anlamlı. Japon bir şair bir haikusunda şöyle der;
‘Ey salyangoz! Fuji dağına tırman, ama acele etme'. Bir salyangoz ne kadar acele edebilir ki? Bu bana hayat boyu yavaş ama istikrarlı olmanın, hedefe ulaşmak için hırstan daha önemli olduğunu anlatan bir sabır ve azim mesajı oldu. Tasavvufta da bize anlatılan karınca gibi yoluna bir hedefle yürümeye devam edip, çabada olduktan sonra varmışsın, varmamışsın önemli değil...
Sen anlattığın yolculukta gördüğüm kadarıyla olana da olmayana kabul vermiş ve akışta kalabilmişsin. Hayatın sana sunduklarına beğensen de beğenmesen de onay verebilmişsin. Ve en nihayetinde bu yolculuk sanırım yine senin arzularına göre şekillenmiş.
Hayatın beni sanata yeniden çağırışı da sonrasında çok güzel şeylere vesile oldu. İtalya'da aldığım eğitim süresince yedi öğretmenim oldu. 6 heykel tamamladım. Mermer, bronz ve seramik heykeller yaptım. Prof. Stefanno Patti gibi çok kıymetli hocalarla çalıştım. Dört jenerasyon heykel sanatçısı olan bir ailenin son temsilcisiydi kendisi. Onun sınıfında kendi oto portremi çalıştım. Hani öğrenciler bazen hocalara 'bir dokunsanız da eseri düzeltseniz' der ya. Adamın parmakları sihirli gibiydi zaten. Ben de yardım isteyince 'Sana yardım edemem dedi. Otoportre yapmak Tanrı ile bir diyalogdur. Sanatçı ile Tanrı'nın arasına ben girmem' dedi. Çok etkileyici bir öğretiydi benim için. Sanatın gizemli bir anı gibiydi. Böyle etkileyici hocalar çıktı karşıma... hocalarım demişken Prof. Güngör Güner’e, Doç. Nalan Danabaş’a, Doç. Mine Poyraz’a ve daha birçok hocama ve yol gösteren sanat duayenine sonsuz teşekkür ederim.
Hayatında bu evreden sonra hep seramik var mı?
Evet. Sanat projeleri başladı. Bende sanatçı olarak kendime alan bulmakta zorlanıyordum tüm Bursa’da yaşayan sanatçılar gibi. Bursa sanatı paylaşmak ve sunmak anlamında çok gelişmemişti. Belediyelerin birkaç galerisi var sadece. Sanatı satın alma kültürü de pek yoktu. Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı'nda Fatma Durmaz Yılbirlik'in başkan olduğu dönemde, 5 yıl güzel projelere imza attık. ‘Size Bursa'yı Getirdim', 'Bursa Bellek', 'Her Yerde Sanat Var' gibi daha pek çok sanat projesini onun desteği ile gerçekleştirdik. Şimdi de Durma Sanat altında sanat çalışmalarımız devam ediyor.
ULUSLARARASI İLK SERAMİK BİENALİ
Bugünkü Huri Aykut'u inşa ederken seni zirveye taşıyan şey Bursa Uluslararası Seramik Bienali. Bu kente, bu ülkeye seramik bienalini kazandıran bir kadın sanatçı olarak süreçlerden bahseder misin?
2022 yılında ilk bienali gerçekleştirmeden önce BKSTV ile Kent Müzesinde 1. Ulusal Kadın Seramik Sanatçıları Projesi ile 58 kadın seramik sanatçısının eserleri ile unutulmaz bir sergi açmıştık. Prof. Zehra Çobanlı onur konuğumuzdu. Özellikle 'kadın' diye ayırdık. Çünkü, her meslekte olduğu gibi seramik alanında da kadın sanatçı ve üretici hakkettiği yerde değil diye düşünüyoruz. Seramik üretimlerinde daha önceleri kadın seramik sanatçısı dekorcudur, rötüşçudur. Önde olup üretim, tasarım tarafında pek değildi. İsim, marka sahibi değildi. Ama zaman içinde kadın seramik sanatçılar bu sektörde söz sahibi olmaya başladı. Hammadde üreticileri, sanayiciler ve sanatçılar oluştu. 2019 yılında bu sergiyi gerçekleştirdikten sonra 2022 yılında Durmazlar Holding bünyesindeki Durma Sanat ile de bu serginin ikincisini yapmak istedik. Ben önde olmayı çok sevmem. Birlik enerjisine inanırım. Marmara Üniversitesi'nden arkadaşım Gazeteci ve Seramik Sanatçısı Fatma Batukan ile görüştüm. 2. Ulusal Kadın Seramik Sanatçılar Sergisine küratörlük yapmasını teklif ettim. Kabul etti ve Türk Seramik Derneği'ni de işe kattık. Ulusal Kadın Seramik Sanatçılar sergisini çalışırken kendinden doğdu, sanatçılar gönüllü oldu, katkı koymak isteyen çok insan oldu. İş büyüdü, büyüdü. Bienal'den daha büyük bir kurgu yaptık. Tofaş Araba Müzesi, Hilton Oteli Fuayesi, Merinos Kültür Merkezi'nde sergiler olacaktı. Ve bizde bienale dönüştürme kararı verdik. Durma Sanat yönetiminin desteği ile 2022 yılında ilk bienali gerçekleştirdik. Sarsıcı ve çok etkileyici bir bienal oldu. Elbette eksikleri, kusurları vardı ama inanılmaz özveriyle çalışan sanatçılarımız ve gönüllü birçok insanla ve sponsorlarımızla iyi bir iş başardık. Türkiye'de yapılan ilk uluslararası seramik bienalidir. Bu süreçte Kütahya, Çanakkale gibi şehirler tarafından çok eleştirildik aslında. Bienalin neden Bursa'da yapıldığı çok sorgulandı. Buna en iyi cevabı Turgut Tuna Hocam bir yazısında verdi: “Anadolu’daki geçmişi 8 bin yıl önceye uzanan seramik sanatı, derin kökleriyle Türkiye’de bir seramik bienalini çoktan hak etmiştir. Uluslararası Seramik Bienali’nin Bursa’da doğması ve ülkemizin ilk seramik bienalinin bu kentte gerçekleştirilmesi rastlantı değildir. Çin porselenleri, İtalyan mayolikaları ve Avrupa porselenleri arasında yer alan değerli bir seramik türü olan efsanevi Osmanlı çinileri İznik-Bursa’da üretilmiştir. İznik gibi Unesco Dünya Mirası alanları ve tarihi yapıları barındıran Bursa, yüzyıllar boyunca ticaretle beraber kültür aktarımının da yapıldığı İpek Yolu güzergâhının Anadolu’daki son duraklarından ve önemli merkezlerinden biridir.”
2024'te ikincisi yapılacağı zaman. 2024’e kadar seramiğe olan ilgiyi soğutmayalım dedik. Seramik Sanatçısı Canan Temizelli, Heykeltıraş Dilek Erkoç ve Seramik Sanatçısı Arzu Karayel ile birlikte Bursa Seramik ve Sanat Kolektifini kurduk. ‘Bursa Seramik Günleri’ dediğimiz bir proje hazırladık. Nilüfer Belediyesi'nin Galeri N' ismindeki sanat galerisi olan bir alanı var, bu alan bize ikinci bienalin sonuna kadar tahsis edildi. Bir yıl boyunca burada pek çok seramik disiplinine ait sergi, seminer, workshoplar yaparak, seramik eserleri ile pek çok sanatçıyı ağırlayarak sanat dolu dönem geçirdik. 2024 İkinci Seramik Bienali içinde oluşturulan yönetim ile çalışmalar bu alanda yapıldı. İkinci bienal daha coşkulu ve büyük başladı Bienal'in kapsadığı alan genişledi, İznik'i de kattık. Uluslararası sanatçı sayısı arttı, performanslar oldu, enstalasyonlar yapıldı. Bir şehrin sanatçıları, iş adamları, sanat severleri isterse elbirliği ile bunları yapabileceğini gördük.
Ve 2026 yılı da yine bienal yılı mı olacak?
Maalesef bu yıl olamayacak. Ekonomi, savaşlar ve krizler derken 2026'de bienali yapabilecek miyiz diye çok düşündük. Ama dünyadaki şartlardan dolayı erteleme kararı verdik. Evet, sanatın desteğe ihtiyacı var, evet sanatçıyla bunu paylaşmak çok güzel ama bu yükü başka bir zamanda sırtlamaya karar verdik. Bu yılı seramik adına hazırladığımız proje olan’ 2. Ulusal Kadın Seramik Sanatçılar Sergisi ‘hazırlıklarını devreye soktuk. Durma Sanat, Ninecim Sanat Evi -Orhan Holding ve BUFSAD iş birliğiyle 2026 Kasım ayında bu sergiyi hayata geçireceğiz. Sergi Onur konuğumuz Prof. Sevim Çizer. Küratörlüğünü H. Mehmet Balcı ile birlikte yaptığımız bu serginin başvurusu için duyuru 4 Mayıs 2026 da başlıyor. 15 Haziran 2026 tarihine kadar başvurular devam edecek. Katılmak isteyen seramik sanatçıları www.dataizm.art adresinden başvuru ve katılım şartnamesine ulaşabilir. hagaatolye@gmail.com adresinden bilgi alabilirler.
“BURSA SERAMİK SANATINA
VE BİENALİNE SAHİP ÇIKMALI”
Bir şehre böyle bir sanat etkinliği ne kazandırır?
Seramik Bienali şu anda uluslararası platformda dikkat çekti. Ama daha da önemlisi kendi şehrimin yöneticileri farkına vardı. Bu sene Bursa Büyükşehir Belediyesi ile UNESCO, Anadolu Topraklarındaki Seramik ve Çini ile ilgili bir sempozyum yapacak yakında. Buradaki bu değeri hepimiz biliyoruz. Uludağ Üniversitesi Çini Meslek Yüksek Okulu, değerli ustalar Turgut Tuna, Adil Can Güven ve pek çok üstat. Ama bütün bu değerler gelenekselden, çağdaş yorumlara kadar seramik sanatının üretimlerini bir araya getirip sunulmamıştı seramik bienaline kadar. Ve ilk Çağdaş Seramik Sanatçıları belgeselini ’de biz hazırladık ‘1040 derece isminde. Seramik sanatının temelini inşa eden sanatçılarımızı yakından tanıttık.
Şehrimiz ve seramik alanında görev alan herkes için çok verimli ve tarihe geçen bir süreçti oldu. Dünyanın her yerinden sanatçılar geldi bu Bursa’nın tanıtımı için büyük bir kazanım. Çinisi ile ön plana çıkan ve çağdaş seramik sanatçıları okulları ve eğitim kurumlarıyla önemli bir şehir Bursa, seramik sanatına ve bu bienale sahip çıkması gerekiyor. Seramik Bienal’ine Bursa halkının da ilgisi çok iyiydi. Bizim insanımız çiniyi tanıyor, seramik sanatını ve üretimini seviyor. Bursa'yla örtüşmüş ve iç içe bir sanat dalı seramik. Genetik kodlarımızda var.
“BENİM DANAM KUCAĞIMDA BÜYÜDÜ”
Doğru isimler, sanata ve sanatçıya değer veren insanlar hep karşına çıkmış. Ama aynı zamanda da iş dünyası ile de temas halinde çalışıyorsun, sponsorluklar alıyorsun. Sermaye sahipleri 'sanat sepet deyip geçebilirdi de' Sen patronları nasıl ikna ettin, edebildin?
Eskiden güreşçileri daha 4-5 yaşlarındayken ayağının bacağının kemik yapısına göre seçerlermiş ve bir yavru danayı da ona yoldaş ederlermiş. Çocuğun danayı sık sık kaldırmasını tembihlerlermiş. Her gün o danayı kaldırırmış. Çocukla birlikte dana da büyürmüş. Çocuk büyüyüp pehlivan olunca, büyüyen danayı da kaldıracak kadar güçlü hale gelirmiş. Bence ben, insanlarla güven ilişkilerimi kurma konusunda açık, net ve sözünü tutan bir insan olduğum için şanslıyım. O insanlar sanat projelerini sunup tamamladıkça zamanla bana duydukları güven arttığı için, sanatla ilgili projeleri yapma kabiliyetim de kucağımda büyüyerek bienale dönüştü. Dürüstlük ve şeffaflık ana ilkem. Yapabileceğim şeyler için yola çıkarım. Yarı yolda bırakanlar olsa da canımı dişime katar, varımı yoğumu ortaya koyar tamamlarım. Buna tanıklık ettikleri için ikna edebildiğimi daha doğrusu inandıklarını düşünüyorum. Bu yolda arıca isimsiz pek çok kahramanım var onlar kendilerini biliyorlar. Destek veren tüm markalara, kişilere ve sanatçı arkadaşlarıma gerçekten teşekkür ediyorum. Bu iki seramik bienali sergilerinden beni en çok etkileyen 2024 yılındaki seramik bienalindeki çok kıymetli sergimiz ‘rahmetli Ayfer Karamani’nin eserlerinin sergilendiği sergi. Kültür Park’taki Arkeoloji Müzesi'nde gerçeklşen seramik sanatı duayenlerinden olan ve Türkiye’deki çağdaş seramiğin öncülerinden Ayfer Karamani Sergisi bu serginin gerçekleşmesinde önemli rolü olan Erbak Uludağ ve transferlerini sağlayan Borusan Holding desteği ile gerçekleşti. Ayfer Karamani'nin eserlerini kızı Arzu Karamani ve damadı Ersu bey ile işbirliği yaparak, Türkiye'nin her yerindeki koleksiyonerlerden eserleri toplayıp Bursa'ya getirdik ve sergiledik. Bu da Türkiye'de bir ilkti. Dönemin Müze Müdürü Eylem Tuğutlu hanıma ve tüm ekibine de vesile ile bir kere daha gönülden teşekkür ederim. Bursa'nın sanata değer veren çok güçlü markaları ve sanat severleri var.
Güven ve sanata değer veren markaların olması elbette önemli ama sanırım senin öncü ve girişken yapın da hayatın boyunca olduğu gibi pek çok kapıyı açmış.
Öyle denilebilir. Çalmadığın kapı sen istediğinde açılmaz. Mesela Erasmus eğitimiyle İtalya'da kaldığımda da kendim ve sanatçı tüm arkadaşlarım için bir sergi yapmaya karar verdim. O zaman bir dernek kurmuştuk Bursa Nar seramik ve Sanat Derneği şimdi ne yazık ki o yok. Neyse Floransa'da her yer sanat galerisi ve sanatçı atölyeleri desem yeridir zaten. Okula kaldığım daireden yürüyerek gidip geliyordum. Her gün bir galeriye uğrayıp tanışıyor, konuşuyor nasıl olur diye düşünüyordum. Ama bir galeri var, vitrininde şahane seramikler, seramik heykeller, var. Camından bakınca içerde tablolar, antikalar var. Orada zile basmadan galerilere giremiyorsun hatta randevu alman gerekiyor genelde. İşte ben de bir tanesine giremiyorum. Cesaretimi toparlayıp zile basamıyorum. Rahmetli annem dönüşüme yakın bir zamanda benim yanıma gelmişti. Ona bahsettim, galerinin önündeyiz. Zile bir türlü basamadığımı söylüyorum. Annem neşeli girişken cesur bir ruh tabi aniden zile bastı. Kapı açıldı, içeriyi gezmek istediğimizi anlattım. Kocaman 3 katlı bir yermiş. Galeride galeri sahibinin ömrü boyunca organize ettiği sergilerden oluşan muhteşem bir koleksiyon orada. Annem de çat pat İngilizcesi ile neden ziyaret ettik anlattı anlattı. Ben de kendimi anlattım. Bursa'dan geldiğimi söyleyince galerici şaşırdı ve ‘ben iki sene Bursa'da yaşadım' dedi, ben şok oldum. Oyak Renault'da bir çalışma varmış o zamanlar. Galerici bana Bursa'yı anlatmaya başladı çekirge dedi, karagöz Hacivat dedi, İskender kebap. Gerçekten hayatın planlarını bilmiyoruz. Ben de sergi açmak istediğimizi anlattım. 'Olur' dedi. Bu büyülü yollarımızın kesişmesi onu da etkilemiş olmalı ki tamam dedi ve 35 civarında sanatçı dostumla orada bir sergi açtık. Durmazlar firması, ilk uluslararası desteğini bana orada verdi. Fatma Durmaz Yılbirlik'e özellikle teşekkür ediyorum. Benim dışımda Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nden 6 tane öğrencinin uçak, konaklama ve günlük harçlıklarını karşıladı. 6 genç sanatçının hayatının akışını değiştirdi bence. Tarifi çok mümkün değil gerçekten.

RESİM ALTI
Ustalık eserim dediğin bir şey var mı?
Bu süreçte 2025 yılında Şeyh Edebali Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü’nde Yüksek lisansımı tamamlayarak mezun oldum. Bitirme projelerimden biri olan ‘Boşluk’ temalı eserim beni etkiler. Eserimin adı da BOŞLUK. Ben hem seramik hem cam eserler ürete bir sanatçıyım. Bu çalışmamda da seramik ve camı birleştirdim. 50cm genişinde 40cm yüksekliğinde bir çanak bu kapağı camdan. Kapakta kendi yüzümün gözler kapalı yansıması var. Yüzüm suyun altında kalmış gibi. Eser alttan ışıklandırılıyor ve cam olduğu için direkt yüzüm görünüyor. Bir de su sesi var, sanki bir mağarada damlayan su damlalarının sesi ekledim. Bir ömrü anlatıyor aslında, damlaya damlaya tükenen bir ömür.