Hava Durumu

“Kırmızı Pazartesi” romanı gibidir hayat bazen…

Yazının Giriş Tarihi: 14.03.2022 08:16
Yazının Güncellenme Tarihi: 14.03.2022 08:16

Bazen sonucu bile bile elimiz kolumuz bağlanır, olacaklara engel olamayız. Herkes sonucun kötü olacağını, başarısız olunacağını, kaybedileceğini bilir ya da tahmin eder ama kimsenin elinden bir şey gelmez, gelemez…

Bu durum bana Gabriel Garcia Marquez’in ünlü romanı Kırmızı Pazartesi’yi hatırlatıyor. Roman “Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05.30’da kalkmıştı” cümlesi ile başlıyor. Yani romanın kahramanının öldürüleceği  en başta söyleniyor ve roman boyunca neredeyse kasabadaki herkes sabaha karşı Nasar’ın öldürüleceğini duyuyor, öğreniyor. Katiller işleyecekleri cinayeti karşılaştıkları herkese anlatıyorlar, ellerinde suç aleti kasap bıçağı, gözlerinde öfke ve itiraf var. Ama cinayet işleyeceklerini söyleyen katilleri dinleyenlerin bir kısmı anlık öfke zannedip ciddiye almıyor, bir kısmı hemen yapacaklarına inanmayıp engel olma işini sonraya bırakıyor, bir kısmı  yardım istemeye çalışıyor ama yetersiz kalıyor, kimi de belki işine geliyor duymamış gibi yapıyor . Velhasıl kelam kimse bildiği halde bir sokak ötedeki adama ulaşamayıp sokağa çıkmasına engel olamıyor ve katiller  herkesin gözü önünde, herkesin bildiği şekilde Nasar’ı öldürüyorlar. Santiago Nasar’ın öldürülme sebebinin gerçek olup olmadığı ise  romanda netlik kazanmıyor. Merak edenler okuyabilir daha fazla ayrıntı vermeyeyim. Sonucu belli olan bu hikayedeki süreci ve olaylar örgüsünü öğrenmek için bu güzel klasik romanı okuyun derim.

Ben bu hikayedeki olayların örgüsünü bazen iş hayatında yaşanan durumlara benzetirim. Yaşamışsınızdır siz de sonunun kötü olacağı belli projeler, işler, kişiler, girişimler de göz göre göre, sonunu bile bile, herkesin gözü önünde başarısızlıkla sonuçlanır. Bir kısmı farkındadır ama söylemek işine gelmez, bir kısmı söyler ama kimse ciddiye almaz, bir kısmı da kötüyü söylemeyi sürekli öteler, kötüyü söyleyen olup göze batmak istemez. Belki birileri  “kral çıplaktır” deme cesaretini gösterse, hataları, yanlış yapanları cesaretle söylese, kişisel çıkarlarını değil de kurumun, toplumun çıkarlarını düşünerek hareket etse bu kadar zaman, para, emek ve itibar kaybı olmaz. Hatta yol yakınken kötü, hatalı ve eksik olan tespit edilirse, sonuç değiştirilebilir yani romandakinin tersine katiller yakalanıp, cinayete engel olunabilir. Özellikle patron firmalarında patronun da iyi niyetle başlattığı ama sonunda istenen sonucun alınamayacağı işler uzmanlar tarafından bilinse de yukarıda bahsettiğim sebeplerle kimse söylemeye cesaret etmez. Olaylar akışına bırakılır, herkes sadece kendi üzerine düşeni göze batmayacak şekilde yapmaya çalışır ve sonu bekler. Beklediği kötü son gerçekleşince de “Ben zaten demiştim”, “Ben zaten böyle olacağını biliyordum” demekten ayrı bir haz alır. Sonuçtan sorumluluk duymamak her insanı rahatlatır tabi.

İşte bu yüzden iyiye iyi, güzele güzel dediğimiz kadar kötüye, haine, yalancıya,  kötü niyetliye, bencile, gaddara, zalime, şiddet uygulayana ve hırsıza da hak ettiği muameleyi yapmamız, cezayı vermemiz, yapacaklarına engel olmamız, ilgili kişilere şikayet etmemiz gerekiyor. Ben duymadım, görmedim, bilmiyorum dersek kötü sondan biz de sorumlu oluruz. Bugün maalesef ülkemizde cinayet işleyeceği herkes tarafından tahmin edilen birçok kişi affa uğruyor, ceza verilmiyor, sonra da bu kişilerin masum bir insanın hayatını sona erdirdiği haberlerini üzülerek okuyoruz.

Hayat sonunu bile bile hata yapmaya devam etmeye yetecek kadar uzun değil. Yapmamız gerekenleri ertelememek, harekete geçmek, gerektiği zaman kötüyü direkt elemek ve cesaretle gerçeği söyleyebilmemiz gerekiyor. İşte o zaman çok daha huzurlu, özgüvenli ve başarılı bir hayatımız olacak.

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.