İŞ YAŞAMINDA KURULAN ARKADAŞLIKLAR

Yeşim SELÇUK 24 Ağustos 2020 Pazartesi, 13:45

Günlük yaşamımızın çok büyük bir kısmını işe dönük aktivitelerle geçiriyoruz. İster evden ister ofiste çalışıyor olalım, iş arkadaşlarımızla devamlı bir iletişim içindeyiz. İş arkadaşlarımız bizimle aynı gemide iyi kötü birçok mücadele vermekte ve ortak kurum kültürünü paylaşmaktalar. Bu da onları dış çevrelerimizdeki birçok kişiye göre bizi çok daha iyi anlayabilir bir konuma sokarak hızlı bağlar kurmamızı pekiştirmekte.

Genel olarak, iş arkadaşlıkları geliştirmek hem bize hem de çalıştığımız kuruma fayda sağlayabilecek sağlıklı bir davranıştır. İşin gerekliliklerini yerine getirirken bilgi paylaşımının sağlanmasında, iletişim becerilerinin ve ekip çalışmasının güçlendirilmesinde kurulan yakın bağların önemine birçok araştırmada değinilmiştir. İş arkadaşlarıyla yakın diyaloglar kurmak birilerinin bizim için orada olduğu ve işe dair pek çok konuda yalnız olmadığımız algısı yaratarak güven verir ve bizi hem işe dönük hem de kurumda kalmaya dönük motive eder. Öte yandan, yaşamımızın her alanında olduğu gibi iş yaşamı da potansiyel çatışma konuları ve toksik etki yaratabilecek ilişkilenme biçimlerini barındırır.

İş arkadaşlıklarının en sık bozulma nedenleri arasında; taraflardan en az birinin sorunlu kişilik özellikleri göstermesi, kişilerin diğer yaşam alanlarında yaşadıkları sorunları iş arkadaşlarını da etkileyecek biçimde işe yansıtması, iş yerindeki olaylarla ilgili farklı beklentilere sahip olma, taraflardan birinin terfi nedeniyle yeni bir hiyerarşik pozisyon kazanması, iletişim sorunları, görevleri farklı algılama veya sorumluluk algısındaki farklılıklar, çeşitli konular üzerinden kutuplaşmaların olması, adaletsizlikler, örgütsel sorunlar, samimiyet algısındaki farklılıklar, yönetimsel sorunlar, ahlaki bakış ve değer yargılarındaki çatışmalar, rekabet, tarafların ihanete uğradığını hissettiği olaylar yaşaması (örneğin özel bilgilerin 3. kişilerle paylaşılması), hedeflerde ve hırslarda farklılıkların olması gibi konular yer almaktadır.

İş arkadaşlarımızla ilişkilerimizin bozulduğu anlarda verdiğimiz reaksiyonlar, yaşanan durumun özelliklerine bağlı olarak değişir. Kimi zaman uzaklaşmayı, kimi zaman yüzleşmeyi seçebiliriz. Bazen başkalarıyla konuyu konuşmayı, bazen yönetici ya da arabulucu konumundaki birini devreye sokmayı tercih edebiliriz. Kimi konuya bakış açımız duygularımız sakinleştiğinde değişebilir, kimi zaman da kendimizi sakinleştirmekte zorlanıp karşı atağa geçebiliriz. Demem o ki, istediği kadar profesyonel yaşam adı altında yer alsın, ihtiyaçlarımız karşılanmadığında ya da olumsuz duygular hissettiğimizde takım elbiselerin içindeki çocuklara dönüşebiliriz. Genel olarak ilişkilerimizde bugüne ne kadar ne yaşadıysak, neleri tolere etmekte ya da hangi duygularımızı sakinleştirmekte zorlandıysak, gene aynı yerlerden sınanır ve tetikleniriz. Görünen gerekçe bazen klimanın iki derece fazla soğutması ya da sabah gözden kaçan bir selam olsa da, konu en büyük meselemiz haline gelerek tüm takım çalışmasını günlerce sabote edebilir.

Dış dünyadaki diğer arkadaşlıklardan farklı olarak iş arkadaşlıkları çatışmalar sonrası iletişimde kalma zorunluluğunun baskısını daha fazla yaratır. Neticede dış dünyada, olayları tekrar değerlendirebilmek ve sakinleşmek için arkadaşımızla aramıza mesafe koyabiliriz. Oysa iş dünyası tüm duygu yoğunluklarıyla birlikte en hızlı şekilde aynı alanda var olmaya bizi zorunlu kılar. İhtiyacımız olan alanı açamadığımızdaysa sıklıkla sorunları bastırma, pasif agresif tutumlar sergileme ve dolaylı yollarla iletişim kurma eğiliminde oluruz. Örneğin, iş arkadaşımızla aramız bozulduğunda geçmişe nazaran işle ilgili olmayan konularda konuşmaktan ya da sosyal ilişkilerden kaçınabiliriz. Böylece bir şekilde yakınlığı azaltmış ve karşı tarafı cezalandırmış oluruz. Ancak bu tutum esas problemin çözümüne hizmet etmeyerek, içimizde her yeni çatışmada biraz daha harlanan bir ateş yaratabilir. Bu da görece önemsiz bir konuda bir anda her yerin alev almasıyla sonuçlanabilir.

Kimi insan iş arkadaşlıklarına tam da bu yüzden oldukça mesafeli bakar ve görece sınırlı etkileşime girer. Öte yandan yüzeysel sohbetin ötesine geçmediğimizde, insanlarla gerçek bağlar kurmak zordur. Ve gerçek bağların kurulmadığı ortamlarda iş doyumumuz düştüğü gibi ekip içinde sinerjinin oluşması ve bilgeliğin ortaya çıkması da zorlaşır. Birçok kurum tam da bu sebepten iş sonrası partileri, hafta sonu ekip faaliyetleri, tekne turları ya da iş yeri yemekleri gibi aktiviteler düzenleyerek gayri resmi bağları sıkı tutmanın peşine düşer. Tüm bunlar araştırmalarla desteklenen kurum içi iletişimi güçlendirme politikaları olmakla birlikte, kronikleşen sorunlar karşısında tampon niyetine etkisiz biçimde kullanılmakta ve daha samimiyetsiz bir ortam yaratabilmektedir.

Öyleyse ne yapacağız? Kurumsal ve bireysel düzlemde atılabilecek adımlar şunlar olabilir:

Kurumsal olarak "hadi çocuklar yemekte barışın" yaklaşımıyla sorun çözme ve sosyalleşme faaliyetlerini iç içe geçirmeyeceğiz. İyi bir geribildirim sistemi kuracak, düzenli geribildirim toplantılarına takvimde zaman açacak ve ekip içindeki açık ve şiddetsiz iletişim içeren paylaşımları ve öz-eleştiri verme kültürünü teşvik edeceğiz. "İyi bir çalışan olma" tanımımızı sadece iş performansına dayalı olmaktan çıkaracak ve diğer çalışanların potansiyellerini devamlı baskılayan çalışanlarımızı görmezden gelmeyeceğiz. Kurumda çatışma yönetimi ve iletişim konusunda yeterli bilinç yok ise değerlendirme toplantıları alarak konu hakkında çalışanların ihtiyaçlarını dinleyerek ve onları sürece dahil ederek yatırımımızı bu kanala yönlendireceğiz. Gerekirse yönetimsel danışmanlık desteği alacak, kronikleşen sistemsel sorunların yarattığı adaletsizlikler ve yanlış anlaşılmalar en aza indirgendiğinde bireysel çatışmaların da ne kadar azalabildiğini keyifle gözlemleyeceğiz.

Bireysel düzlemde ise iş yaşamını benzeşliklerden yola çıkarak tamamen güvenli bir alan ya da rekabetleri göz önünde bulundurarak entrika dolu bir savaş alanı gibi iki uçta görmekten vazgeçeceğiz. Yakınlığın sağladığı avantajlara sığınıp iş arkadaşlarımızın üzerine sorumluluklarımızı devamlı yığmayacağız mesela ya da çeşitli sebeplerden işi aksatan arkadaşlarımızla birebir konuyu konuşma yolunu izlemek yerine merdiven altı ayak kaydırma çabalarına girişmeyeceğiz. İş arkadaşlıklarını bizimle uyumlu olduğunu gözlemlediğimiz kişilerle adım adım geliştirmenin ve birlikte çalışma zorunluluğumuz olan ancak daha fazla çatışma riski taşıdığımız kişilerle de sağlıklı sınırlar ve açık iletişim yoluyla yürütmenin peşine düşeceğiz. Çatışmayı doğal kabul edecek, bizi tetikleyen durumlara dair farkındalık kazanacak ve aksiyon adımları oluşturacağız. Benzer şekilde iş arkadaşlarımızı tetikleyen durumları fark ettiğimizde de kişiselleştirmeden çözümleyebilmenin yollarını arayacağız. Mümkünse dedikodu gibi toksik iletişim biçimlerinin insanlar arasındaki yakınlaştırıcı etkisine sığınmayacak; yalnızca kendi yaşamlarımıza dair samimi ve kontrollü paylaşımlarla arkadaşlık bağlarını güçlendirmeyi seçeceğiz. Baktık ki tüm bu adımların bir yere varmadığı bir kurumda ömür tüketiyoruz; tükenmeyi değil yaşamayı seçerek güçlü kökler atabileceğimiz verimli topraklar arama cesareti göstereceğiz.

Uzman Psikolog Yeşim Selçuk